GİZDÖKÜMLERİM

BİR GÜZ DÖNÜMÜ GÜNCESİ

01.43

Tüm yaşamımız silinip giden an kırıntıları üzerine kurulu belki de. Var ettiğimizi sandığımız her şey, akıp giden zamanla birlikte kaybolup gidiyor. TÜKENİYOR HER ŞEY, HER ŞEY TÜKENECEK.. Ve bu, hiçbir zaman değişmeyecek tek gerçeğimiz olacak. Çocukluğum, gençliğim diyeceğim, sadece birer kelime bir çırpıda dilimden dökülen. Oysa koskoca yaşanmışlıklardan ibaret olmalıydı, her birinin içinden rengârenk bir yaşam çağıldayıp durmalıydı geriye. Ama yine de yeni zamanlarla birlikte hiçliğe bırakmayacak mıydı kendini – ne kadar iyi/kötü ya da anlamlı/anlamsız olsa da? Gençliğim, çocukluğumu ezip geçmedi mi? Ve ben gençliğimi de geride bırakırken yaşlılığımı görebilecek miydim ya da yaşlandığımı kabul edebilecek miydim hep çocuk kalmak isteyen bir benliğim varken…

Yaşanmış her şey, hayatımıza giren her kimse, sevdiğimiz, sevmediğimiz ya da çok sevdiğimiz şeyler, kimseler sadece bu anımızda var, ileri bir zamanımızda kim bilir nerelere savrulacaklar ya da savrulacağız? İnatla hayatımızda tutmaya çalıştığımız, bir türlü ayrılığa terk etmek istemediğimiz ne varsa bir anda bir köşeye atmak zorunda kalmayacak mıyız? Bu söylediklerim kimi zaman öylesine kolay olacak ki – belki de hiç fark etmeyeceğiz – kimi zaman da acımasızca bağrımızdan kopup gidecekler, yüz tutacaklar tükenmeye ama izleri kalacak. Bu izlere dokunmak istediğimizde bir yerlerimiz acıyacak. Benim çocuk benliğim bu acıları unutmayacak.

Hayatımın şu anında bir güz dönümü yaşıyorum. İçimden bir şeyler acıyla haykırırken bu hiçlik dünyasında ve bir o kadar var etmeye çalışırken bir şeyleri ben, bir yandan da hayatımın neresinde durduğumu bilmiyorum. Bir hayatım var mı, ya da içinde yaşadığımız bir hayat var mı? Bu sorular en büyük muamma şimdi bana. Bir şeyler oluyor, bir şeyler yaşanıyor, insanlar bazı sözcükler sarf ediyor, sürekli anlatıyorlar, sürekli kötü niyetle döşüyorlar anlam dünyalarını. Benim bu hiçlik içinde bu trajik ciddiyetsizliğimi hiçliğe bir isyan oluşunu bile anlamıyorlar. Anlamalarını beklemek benim hatam… Var ettiğiniz bir hiç ben, aslında beni hiç mi hiç yansıtmıyor; aslında hiçten zihinlerinizle beni ölüme buluyorsunuz desem anlar mısınız beni?

Yaşadığım bu güz dönümü içinde her şey öylesine sığ geliyor ki, herkes öylesine basit duruyor ki, her şey öylesine alelade yaşanıyor ki. Bu sığlık mı bir hiçlik? Herkesin kafasında bir hayat ideali. Beni zihinlerindeki hayatın içinde bir top gibi evirip çeviriyorlar. Zihinlerinizdeki hayat da bir hiç değil mi, bir düşlem değil mi? Yaşanmamış hangi şeyin varlığını ispat edebiliriz ki, zihninizdeki kurgular sizlerin var ettiğiniz aptalca heyyulalar değil mi? Üstelik var ettiklerimiz de bir hiçken, her şey geçmişte hiçleşiyorken…

Sahi boktan hayatlarımızla bir şeyler var ettiğimizi mi sanıyoruz?


GizDöküm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu

GizDöküm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

GizDöküm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin