
Bir şeylerin bittiğini ne zaman anlarız? Acıyan yerlerimizi anmayı bıraktığımızda mı? Yoksa bir zamanlar içimizi sızlatan isimlerin artık zihnimize uğramadığı gün mü gelir o son?
Birilerini geçmişimizin bir kıyısında bıraktığımızı nasıl hissederiz? Hafızamızın en canlı köşelerinden yavaşça silindiklerinde mi? Özlemenin yerini sessiz bir kayıtsızlık aldığında mı? Belki de acı geçmez; yalnızca yer değiştirir. Eski yaraların üzerine yenileri gelir ve biz buna iyileşmek deriz.
Belki de bitiş dediğimiz şey, yalnızca başka bir başlangıcın görünür hâle gelmesidir. Fakat her başlangıç yeni bir sona yürüyorsa, gerçekten biten ya da başlayan bir şey var mıdır? Yoksa yaşam, kendini durmadan tekrar eden bir dönüşümden mi ibarettir?
İnsan bazen zamanın içinde ilerlediğini sanır; oysa belki de yalnızca aynı döngünün farklı yüzlerinden geçmektedir. Bu yüzden bazı vedalar hiç tamamlanmaz, bazı başlangıçlar da hiçbir zaman gerçekten başlamaz.
Belki de bizi yoran hayatın kendisi değildir; bitmeyen ile başlayamayan arasına sıkışmış olmamızdır. Adını koyamadığımız bu aralıkta yaşar, sever, kaybeder ve yeniden devam ederiz. Özgür olduğumuzu düşünürüz; oysa hepimiz, varoluşun görünmez çemberinde, kendimizi arayan mahkûmlarız.
GizDöküm sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.